Futbolu matematikle birleştiren yenilgisiz şampiyon: Serkan Özbalta – TRT Spor

tarafından
2
Futbolu matematikle birleştiren yenilgisiz şampiyon: Serkan Özbalta – TRT Spor


Misli.com 2. Lig Beyaz Grup’ta sezonu yenilgisiz şampiyon olarak tamamlayan Manisa Futbol Kulübü şüphesiz sezonun en dikkat çeken takımlarından. Bu başarının mimarlarından birisi de teknik direktör Serkan Özbalta. Teknik direktörlükte henüz 3. sezonunu yaşayan 42 yaşındaki futbol adamı şimdiden iki şampiyonluk yaşadı. Oynattığı pozitif futbolla herkesin beğenisini kazanan Serkan Özbalta ile şampiyonluk ve futbol felsefesi üzerine konuştuk.


“Uykularımda bile oyun içi kombinasyonlarını geliştirmeye çalışıyorum”


İlk sorumu kısa tutuyorum çünkü duygularınızı merak ediyorum… Şampiyonsunuz… Gözyaşlarınız aktı mı ya da içinizden derin bir ‘Oh be..’ çektiniz mi?


Bu kariyerimdeki ikinci şampiyonluğum fakat ikisinde de henüz gözyaşı akmadı. Belki dolu dolu gözyaşı dökeceğim şampiyonluklar da olacaktır ama evet, çok derin bir ohh çektiğimiz söyleyebilirim…


Hocam teknik direktörlük kariyerinize bakınca tüm kulvarlarda 125 maçınız var ve sadece 21 defa mağlup olmuşsunuz. Manisa F.K’da da hiç yenilgi almadan şampiyonluğu garantilediniz. Bu noktaya gelirken neler yaşadınız?


Başarmayı isteyen her insan gibi çok ciddi mesai harcıyorum. Bazen uykularımda bile oyun içi kombinasyonlarını geliştirmeye çalışıyorum. Birkaç stratejik maç haricinde mağlup olmama adına değil de hep kazanma adına üretmeye çaba gösteriyorum. Bu çıkan istatistik belki bunun bir ürünüdür.



Keçiören’deki ilk sezonunuzda sanırım son 30 haftada sadece 2 yenilgi almıştınız ve toplam 4 yenilgi ile şampiyon olmuştunuz. Yediğiniz gol sayısı ise 24’tü. Manisa’da ise şampiyonluğunuzu ilan ettiğinizde hiç yenilginiz yoktu ve 22 gol yediniz. Oyunun savunma yönüyle ilgili hangi konular önemli ve kendinizi bu konuda nasıl geliştiriyorsunuz?


Evet, Keçiören’de ilk 5 maç 2 mağlubiyet sonrası 30 maç 2 yenilgi… Zihnimde çok detaylı kazınmış savunma anlayışlarım var fakat bir iki temel maddeye dökersek; oyuncularım pozisyonlarını kaybettiklerinde her atağın gol olmayacağını bilerek sadece ‘sade ve soğukkanlı’ bir biçimde o an takıma hangi katkıyı vermeleri gerekiyorsa onu yapmalarını istiyorum. Yani paniklemeden yapılması gereken için uygun pozisyonu almak benim için birinci planda…


“Hücum drilleri üzerinde çok mesai harcıyorum, çok kağıt çöpe gidiyor”


Az gol yiyen ve yenilmeyen bir takımsınız ancak bunun yanında da ligin en çok gol atan takımları da sizinkiler… Yani iyi hücum planlarınız olması lazım. Bu aradaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz, nelere dikkat ediyorsunuz?


Bu hoşuma giden bir soru… Hücum drilleri üzerinde çok mesai harcıyorum, çok kağıt çöpe gidiyor. Sonunda inandığım, rakip takımı alt edebileceğim, maçlarda rakip oyuncuların her temasını, ayak uzatışını, algısını ölçüp, onları tuzağa düşürebileceğim varyasyonlar üretiyorum. Sezon boyunca bu çalışmalardan yüzde 70 civarı verimsel bir istatistik çıkıyor. Oyuncular kendi zihinsel hızlarını azamiye çıkarıyorlar. Bu sayede ‘öne gitmek kolaydır, geri koşmak zordur, acı verir’ klişesi de ortadan kalkıyor ve biraz sonra yine dolu dolu hücum yapacağını bilen oyunculara rakip takımın atağını kesmek için heyecan ve zevk veriyor.


Hem yönetimi, hem imkanları, hem de sizin sağladığınız etkiyle müthiş bir Manisa F.K izledik. İlk teklif aldığınız günden, şampiyonluğu ilan ettiğiniz güne kadar geçen süreci özetlerseniz nasıldı sizin için?


Sezon başı Süper Lig ve 1. Lig kulüplerinden teklifler vardı. İki yılda yakalanan, temellerini attığım, gelişimlerini sağladığım mütevazı bir kadroyla normal olarak kimsenin şans tanımadığı ve sağlam bir gruptan çıktım. Yine 1. Lig’de ilk yılında düşer denilen takımla ciddi işler yaptıktan sonra fakat biraz da ülkemizdeki konjonktürden dolayı üzülerek söylüyorum bunu, tekliflere ikna olamadım. O dönemde Manisa F.K’nın ve benim hayallerimin paralel olduğunu gördüm. Bir yıl önce 1. Lig’deki başarıdan sonra tekrar bir alt lige dönmek benim için hayli riskliydi ama bu teklif beni yeni bir meydan okuma adına çok umutlandırdı.



“Canlılara baktığımızda hepsinin belli bir açıda hareket kabiliyetleri olduğunu görüyoruz”


Attığınız gollere bakınca %45’inin 61-90. dakikalara arasında olduğunu görüyoruz. Bu bir strateji miydi yoksa rakipler mi sizi buna itiyordu? Belki de fiziksel olarak iyi bir takıma sahip olduğunuzu da düşünmemiz gerekebilir bundan…


Aslında bu sorunun cevabını siz birkaç maddede çok güzel özetlemişsiniz. Rakipler oyun gücünün farkında ve daha temkinli, savunma ağırlıklı oynuyor. Biz ise aynı oyunumuzu saha içinde sabırla sürdürüyoruz. Saha içinde dizilişlerimizi oyun sırasında bazen oyuncu değişikliği yapmadan değiştiriyoruz. Bu da rakibin alışagelmiş savunma algısını ortadan kaldırıyor.


Hocam bir röportajınızda “Kainattaki her şeyin bir açısı var, bir matematiği var.” demişsiniz. Daha önce sizinle yaptığımız röportajda da “Futbolda somut sayıların verimliliğine inanıyorum.” sözleriniz çok dikkat çekmişti. Bunu biraz uzun konuşmak istiyorum. Sayılarda ve matematikte sizi bu kadar çeken şeyler neler?


Sizin de dediğiniz gibi bu biraz uzun konuşulması gereken bir konu… Matematikte sınırsız kombinasyonlar var. Bütün canlılara baktığımızda hepsinin belli bir açıda hareket kabiliyetleri olduğunu görüyoruz. Çok detaylı bakıldığında kusursuzlar… Onların bu hareket çeşitliliğini oyun içindeki sporcuların kendine özgü özellikleri ile temel taktik disiplin içinde sınırsız özgün bırakabilme, her birinin en iyi yaptığı şeyi alıp bir diğeri ile tanımlayabilme matematik gerektiriyor. Ayrıca bunların hepsini güzel bir koreografi ile drillere dökebilme ve oyuncunun iyi yaptığı işleri kusursuz bir şekilde otomatik hale getirebilmek için gerekli olan saha içi parselasyonu, açısı, hızı ve algısı da ciddi bir cebir istiyor.


Manisa FK bu sezon topa sahip olan bir oyun sergiledi. Bu da rakiplerin daha derinde savunma yapmasına neden oldu. Sizin maçlarınızı izlediğimizde beklerin sahayı genişlettiğini, rakip yarı sahaya yerleştiğinizi ve boşluk bulabilmek için sabırla top çevirdiğinizi görüyoruz. Bu açıdan kendinizi benzettiğiniz bir takım ya da teknik adam var mı? Ben sizde biraz İtalyan takımları havası seziyorum; Atalanta, Sassuolo gibi…



Oyuncularımdan gerekirse çizgilerin dışına çıkmalarını istiyorum. Sahaların daha büyük olmasını istediğim gibi :). Oyun rakibi yaslamaya zorluyor, sıkı savunmalarla karşılaşıyoruz. Aslında top çevirme olayını istemiyorum fakat bunun yanında doğru derinlikler bulunmadan da top kaybı istemiyorum. Rakibi cesaretlendirmeme adına bu karışımdan çıkan bir sonuç bu. Atalanta takımında da zengin oyun içerikli tempoyu ayrıca seviyorum.


“Oyuncularla iyi iletişim kurmazsanız söyledikleriniz kağıt üzerinde kalır”


Son dönemde ‘topa sahip olma’ ya da ‘topu rakibe bırakma’ gibi tartışmalar yaşanıyor. Topla oynama yüzdeleri futbol programlarının en çok dikkat ettiği istatistiklerden biri oldu. Sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler?


Bu biraz da bu işte bilgi birikimi donanımı yeterli olan, bu meslekteki her insanın konuyu ele alma şekliyle alakalı. Biraz da gerçekçi olmak gerekirse bazen teknik adamların, rakibin daha güçlü organizasyonlara sahip olduğunu gördüğünde tercih ettiği ve biraz da süslediği bir düşünce tarzı. Bu maç, konum, an, hafta itibariyle sizlerin analiziyle çözümlenebilecek bir durum olabilir.


Ekşi sözlükte sizin için şöyle bir yorum var: “Ne yaptığını, ne oynattığını biliyor. Belli ki sistem adamı…” Aslında çok doğru. Peki biz Serkan Özbalta’yı bilmeyen birine anlatacak olsak; sizin futbola bakışınızı hangi cümlelerle anlatmalıyız?


Teknik anlamda oyunu sahaya geniş bir şekilde kurgulayıp, ofansif bir matematikle beraber oyun hızını maksimuma çıkarmayı hedefleyen bir teknik adam diyebiliriz. Tabiki ne yaptığını bilmeden, bir sistemi oluşturabilmek için oyuncu ile iyi bir iletişim kurmadan ve bu işe dair bir inanç oluşturmadan söylediklerimiz kağıt üzerinde sadece bir metin olarak kalır.


Hocam Nagelsmann, 25 milyon Euro gibi rekor bir bedelle Leipzig’den Bayern Münih’e gitti. Artık teknik direktörlerin de transfer olduğunu görüyoruz. Sizinle de ilgilenen hem yurt içi hem yurt dışından takımlar olduğunu duyuyoruz. Kendinizi önümüzdeki yıllarda nerede hayal ediyorsunuz? Avrupa’da sizi görebilir miyiz?


Henüz ilk yıllarını yaşadığım teknik adamlık hayatımın daha sindirilebilir, daha sağlıklı ve akılda kalıcı şekilde iz bırakması; bunu başarırken de kendime özgü karakteristik, özgüvenli, önlem alınamayan, çok tempolu oyunu en üst seviyede oynatmak istiyorum. Her seviye için hazırlıklı olmaya çalışıyorum.